Osmanlı Döneminde Tire

Tire'nin üçüncü tarihsel evresi, Osmanlı Dönemi' dir. Bu dönemi, iki süreç başlığı altında toplamak gerekmektedir.

Osmanlı sürecinin 16. yüzyıl sonlarına dek uzanan kısmı, imparatorluğun sosyal, ekonomik, kültürel ve siyasi yönden doruğa ulaştığı bir dönemdir. Tire'nin de ana karakteri, bu yüzyılda oluşmuş ve bu yöre insanının sosyolojik yapısı, bu yüzyıllardan başlayarak, çeşitli tarikat kültürleriyle, zenginliğe ulaşmıştır.14. yüzyılda Tire' de, Alevi-Mevlevi mücadeleleri görülürken, 15.ci yüzyılı takibeden asırlarda da, kentte Mevlevi ve Halveti ağırlığı hissedilir. Kentteki Mevlevilik tutkusu giderek daha etkili olur. Burada şunu önemle belirtmek gerekir ki, kentin geçmiş yüzyıllardaki kazanımları, daha sonraki Osmanlı ve Cumhuriyet Dönemi’nde bile varlığını korumuştur. Tire'nin sosyo-kültürel dokusunda, o yüzyılların önemli bir payı vardır.

Osmanlı döneminin ikinci kısmı diyebileceğimiz 17. yüzyıldan, Cumhuriyet'e kadar uzanan zaman kesitinde Tire'nin kendine özgü özelliklerini yitirdiği görülür. Bir başka deyişle, Osmanlı Devleti’nin, duraklama, gerileme ve yıkılış dönemleri, adeta bu kentin kaderiyle de özdeşleşmektedir.

Tire topraklarının bu yöreye bahşettiği ekolojinin etkisiyle, olağan üstü doğal güzelliklere sahip olduğunu belirtmeliyiz. Küçük Menderes Ovası’nda, günümüzde mevcut olmayan 17 göl içinde, halen var olan Belevi, Akarca, Karagöl ve Gümüş göllerinde, 30 - 35 kiloya ulaşan sazan ve yayınlar, çevre yerleşimlerinin beslenmesinde, önemli bir etken olmuşlardır. Ayrıca avlanmalar dışında, buradan elde edilen “sazlar”da, Tire'nin hasır tezgâhlarının temel hammaddesini oluşturmaktaydı.

Tire' nin sırtını verdiği, eski adı “Messogis” olan “ Güme Dağı ”, Beylikler ve Osmanlı tarihi boyunca,”Kestane Dağı”olarak anılır ve bu adla kayıtlara geçer. Bu dağın, ”Kestane Dağı” olarak tanımlanması, Evliya Çelebi ile devam etmiştir. Zaten Evliya Çelebi'de,Tire'de yetişen ürünlerin lezzetini methede methede bitiremez.

Tire'nin uygun iklim ve coğrafyaya sahip olması nedeniyle, geniş tarih dönemlerinde, seferdeki orduların, burada karargâh kurmalarında, önemli etkisi olmuştur. Timur' un Ankara Savaşı' ndan sonra, kışı Tire' de geçirmesinin yanı sıra, Çelebi Sultan Mehmet, Aydınoğlu Cüneyt Bey'in takibinde ve Kanuni Sultan Süleyman da, Rodos Seferi sonrasında, iki aya varan dinlenme süresi için, Tireyi seçmişlerdir.

1426 yılında kesin olarak, Osmanlı Devleti'ne bağlanan Tire, bu tarihten itibaren, yönetim merkezi olarak hem siyasi geçmişinden, hem de ekonomik gücünden yararlanmak suretiyle, tekrar tarih sahnesine çıkmıştır.

Sürekli başkaldıran kentin, olaylardan uzak tutulması için ilk Sancak Beyi Abdullahoğlu Halil Yahşi Bey'den başlanarak, Tire'ye hep güçlü kişiler atanır. Özellikle Sultan II.Murad ve Fatih Sultan Mehmet dönemlerinde girişilen imâr hareketleri kenti, kısa sürede imparatorluk toprakları içinde, birinci dereceden bir kent konumuna sokar.

Sultan Çelebi Mehmet'in, Karamanoğullarını dize getirmek için, Tire' yi üs seçmesi yine aynı zaman dilimi içinde, Osmanlı Fetret Devri'nin en ciddi olaylarından“ Şeyh Bedreddin Hareketi”nin plân merkezinin de Tire olması, kent tarihini oldukça önemli kılmaktadır.

Kaynak: A. Munis Armağan